"Türk Milleti sinesinden dünyaya ilim, fazilet ve ahlakı taşıyan nice alimler ve gönül mimarları yetiştirmiştir. Gönül mimarları milleti ayakta tutan mihenk taşlarıdır. Onlar asırlardır manevi ışıklarıyla bizleri aydınlatmakta; yolunu kaybetmişlere rehber, susamışlara Kevser olmaya devam etmekte ve coşan gönülleri de korlaştırarak alev alev yakmaktadır." İşte bu Gönül Sultanlarından biri Şeyh Edabali'nin nasihatinin tarihimizde önemli bir yeri bulunmaktadır. Ancak bu nasihatin öncesinde Şeyh Edebali kimdir? kısaca aktarmaya çalışayım;
Şeyh Edebali 1206 yılında Karaman civarında doğruduğu tahmin edilmekte olup ilk tahsilini memleketinde yaptıktan sonra Şam tarafına gidip Hadis, Tefsir, Fıkıh ilimlerini almıştır.
Anadolu Selçuklu Devletinin 1243 yılından itibaren Moğollar karşısında herhangi bir varlık gösterememesi neticesinde Selçuklu Sultanları Moğolların etkisinden bir türlü kurtulamamışlardır.Bu dönemde Moğollar önünden kaçan Oğuz boyları da Anadolu'ya büyük gruplar halinde gelmekteydi, bu boylardan biri de Ertuğrul Bey başkanlığında Selçukluların himayesinde önce Karacadağ, sonra da Söğüt mevkiine yerleşen Kayılar idi.
Bu dönemde Anadolu'yu aydınlatanların kervanına katılan Edebali de Eskişehir yakınlarında İtburnu köyünde bir müddet bulunmuş ve daha sonra Bilecik'e yerleşmeye karar vermiştir. Burada talebelerine ilim öğretmekte ve insanlara huzur dağıtmakla meşguldü aynı zamanda yörenin ahilik teşkilatının kurucusu ve yöneticisi durumunda olduğundan namı kısa sürede dört bir tarafa yayıldı.
Ertuğrul Gazi ve oğlu Osman Bey, Edebali'nin özel konuklarından Ahi Ocağının müdavimlerindendi. Geleceğin Hükümdarı Osman Bey Şeyhin ilim ve irfanından istifade etmekteydi. Şeyh Edebali'yi çok seven ve sayan Ertuğrul Gazi'nin Osman Bey'e şu sözlerle Edebali'yi emanet etmiştir:
"Bak oğul! Beni kır, Şeyh Edebali'yi kırma. O bizim boyumuzun ışığıdır. Terazisi dirhem şaşmaz. Bana karşı gel, ona karşı gelme. Bana karşı gelirsen üzülür, incinirim. Ona karşı gelirsen, gözlerim sana bakmaz, baksa da görmez olur. Bu dediklerimi vasiyetim say." demiştir Ertuğrul Gazi.
Osman Bey'in Şeyh Edebali'yi bir ziyareti sırasında uykusu geldi ve uzandı. Rüyasında, Edebali'nin koltuk altından çıkan bir nur, gelip Osman Bey'in göğsüne girdi. O nurun girmesiyle, Osman Bey'in karnından bir ağaç peyda oldu. Birden dallanıp budaklandı, dalları çok yükseklere ulaştı, altında nice dağlar, nehirler gölgelendi. Onun gölgesindeki dağ ve nehirlerden birçok insan gelip istifade etmeye başladı ve bu sırada Osman Bey uyandı. Heyecanla rüyasını Şeyh Edebali'ye anlattı.
Şeyh Edebali Osman Bey'in böyle bir rüya görmesinden memnun oldu. Onun yapacağı büyük hizmetlerde kendisinin de nasibinin bulunmasına şükretti ve rüyayı yorumladı:
"Ey sen Ertuğrul Gazi oğlu Osman, babandan sonra "Bey" olacaksın, kızım Mal Hatun ile evleneceksin. Benden çıkıp sana gelen nur budur. Sizin asil ve temiz soyunuzdan nice padişahlar gelecek. Onlar, nice devletleri bir çatı altında toplayacaklar. Allahü Teala, nice insanın huzur ve saadete kavuşmasına, Din-i İslam'la şereflenmesine senin neslini vesile edecektir."dedi
Ve rüyada görüldüğü üzere Şeyh Edebali kızını Osman Bey ile nikahladı ve bu nikah neticesinde Orhan Bey dünyaya geldi.
"Tevazu; zenginlere karşı kibirli, yoksullara karşı alçak gönüllü olmaktır. Toprağa bağlanınız. Veriniz, elleriniz yumuk, kapalı kalmasın. İlim sahiplerini koruyunuz. Ağaç dikiniz. Ödünç aldığınızı fazlasıyla iade ediniz. Peygamber efendimizi çok iyi tanıyınız. Asıl ölüm, ilimden payını alamayanlar içindir" şeklinde vasiyette bulunan Şeyh Edebali 1326 yılında 120 yaşında Bilecik'te vefat etmiş olup Kabri yine Bilecik'te bulunmaktadır.
Bilecik Edebalı zaviyesine kendisiyle birlikte hanımı,kızı,zamanın büyüklerinden Molla Hattab-ı Karahisar, Şeyh Muhlis Baba ve isimleri bilinmeyen bazı yakınları defnedilmiştir. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk kadısı ve müftüsü Şeyh Edebali olmuştur.
Şeyh Edebali'nin Osman Bey'e Nasihati
"Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..
Ey Oğul! Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize vaat edilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.
Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözü pek) derler.
“Toprağa bağlanın. Suyu israf etmeyin. Mirasınızın sağlam kalmasına dikkat ediniz. Veriniz, cömert olunuz elleriniz yumuk kalmasın. İlim sahiplarini koruyunuz. Ağaç dikiniz. Ödünç aldığınızı fazlasıyla iade ediniz. Kuran-ı Kerimi güçlü olmak için okuyunuz. Bağınızı bahçenizi viran bırakmayınız. Hadis ezberleyiniz. Bildiklerini öğretenler unutmazlar. Asıl ölüm ilimden payını almayanlaradır. Faydalı ile faydasızı bilenler bilgi sahipleridir….” Der ve tavsiyelerde bulunurdu.
Oğul! Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.
İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğügibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir...
Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlıyı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..
Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..
