Tasadan Tasarıma Düşünme Biçimi

Tasarım kelimesi, köken olarak “tasa”dan gelir. Yani tasarlamak, önce bir derde sahip olmaktır. Bir şeyin yanlış, eksik ya da geliştirilebilir olduğunu fark eden insanın, o şey üzerine yeniden düşünmeye başlamasıdır.

Bu açıdan bakıldığında tasarım, yalnızca estetik bir faaliyet değil; varoluşsal bir tepki biçimidir. Dünyayı olduğu haliyle kabul etmeyen insanın, onu yeniden kurma çabasıdır.

Tasa: Düşünmenin Başlangıcı

Martin Heidegger, insanı “dünyada bulunma” haliyle tanımlar (Dasein). Yani insan, sadece var olan değil, varlığının farkında olan bir canlıdır. Bu farkındalık, beraberinde bir sorumluluk getirir: “Nasıl yaşamalıyım? Ne yapmalıyım? Neyi değiştirmeliyim?”

İşte tasa burada doğar.

Tasa, insanın hem kendi varlığı hem de çevresindeki düzen üzerine duyduğu rahatsızlıktır. Bir nesnenin, bir sistemin, bir düşüncenin daha iyi olabileceğini hissetmektir. Bu yüzden tasarım, rahat bir zihinle değil, rahatsız bir kalple başlar.

“Tasa, insanın dünyayı olduğu haliyle değil, olabileceği haliyle görmesidir.”
— Heidegger, Varlık ve Zaman (1927)

Tasarı: Düşüncenin Biçimlenişi

Bir tasa, eyleme dönüşmeye başladığında tasarı halini alır. Artık zihinde bir yön, bir biçim, bir hedef vardır. Gilbert Simondon, “teknik bireyleşme” kavramında bu süreci şöyle açıklar: Bir nesne ya da sistem, bir problemi çözme arzusundan doğar; zamanla bu arzu, biçim ve yapıya bürünür.

Yani tasarı, niyetin şekle kavuştuğu andır.

  • Edison’un ampulü icat etme süreci: “Karanlıktan rahatsız olma” tasasından doğdu.
  • Dieter Rams’ın Braun tasarımları: “Fazlalıktan ve karmaşadan sıkılma” tasasından doğdu.

Tasarım; her defasında bir Rahatsızlık ➔ Sorgulama ➔ Çözüm döngüsüdür.

Düşüncenin Maddeye Dönüşü

Bir düşünce nesneleştiğinde tasarım ortaya çıkar. Ancak tasarım yalnızca bir şey üretmek değildir; aynı zamanda bir şeyi yeniden tanımlamaktır.

Victor Papanek, Design for the Real World (1971) kitabında tasarımı şöyle tanımlar:

“Tasarım, insan yaşamının her yönünü etkileyen en güçlü araçtır. Ama yanlış ellerde, en tehlikeli araç haline de gelebilir.”

Bu bakış, tasarımın etik boyutunu gündeme getirir. Bir sandalye tasarlamakla bir kullanıcı arayüzü (UI) tasarlamak arasında fark yoktur: İkisi de insan davranışını şekillendirir. Birini oturmaya, diğerini tıklamaya davet eder. Bu nedenle tasarım her zaman bir seçim, dolayısıyla bir sorumluluktur.

Tasarım Bir Etik Eylemdir

Her tasarım, görünmez bir değer sistemi taşır. Bir arayüz neyi kolaylaştırıyorsa onu teşvik eder. Bir şehir planı, kimin hareketini önemsiyorsa onun sesini yükseltir. Bunu en iyi şekilde Buckminster Fuller anlatır:

“Bir şeyi değiştirmek istiyorsanız, var olan sistemle savaşmayın. Onu gereksiz kılacak yeni bir model tasarlayın.”

Yani tasarım bir protestodur; ama estetik bir protesto. Mevcut duruma “böyle olmak zorunda değil” deme cesaretidir.

Tasa’dan Tasarıma Giden Yol

Kamusal Alan Tasarımı

Bir şehirde kadınlar geceleri güvende hissetmiyorsa; bu bir tasadır. Buna yanıt olarak sokak aydınlatmalarının, yön tabelalarının ve durakların yeniden düşünülmesi bir tasarıdır. Ortaya çıkan güvenli şehir modeli ise tasarımın somut halidir.

Eğitim Tasarımı

Bir öğretmen, öğrencilerinin anlamakta zorlandığı bir konuyu fark eder; bu bir tasadır. Bunu oyunlaştırma veya görsel materyal ile çözmeye çalışır; bu bir tasarıdır. Daha etkili bir öğrenme deneyimi doğduğunda, bu tasarımdır.

Yazılım Tasarımı

Bir kullanıcı form doldururken hata yapıyorsa; bu tasarımcı için bir tasa sinyalidir. Kullanıcı deneyimi (UX) yeniden kurgulanır; bu bir tasarıdır. Yeni akış sayesinde hatalar azaldığında, bu tasarımın başarısıdır.

Tasa Bitmesin

Tasa, insanlığın ilerleme gücüdür. Tasa bittiğinde, yaratıcılık da durur. Hiçbir şeyden rahatsız olmayan bir toplum, üretmeyi de bırakır.

Bu yüzden iyi bir tasarımcı, asla tamamen memnun olmaz. Her zaman daha anlamlı, daha sade, daha insanca bir çözüm arar. Çünkü tasarımın özü, rahatsız olmaya devam edebilmektir.

“Tasa, tasarımın kalbidir. Dert bittiğinde, düşünce de biter.”