Uzun zamandır internete içerik üretmiyorum. Oysa ki üniversite yıllarında gerek üniversite bünyesinde bulunan bloglarda, forumlarda gerekse internet aleminin muhtelif forum ve bloglarında yazılar yazmaktaydım. Ancak sosyal medyada meydana gelen değişmeler neticesinde bu alışkanlıklarımdan uzaklaştım.
Önceleri üretmiş olduğum içeriklerde hiç tanımadığım insanlar ile bir şekilde iletişim kuruyordum. Bu bazen içerikteki ve çevirideki hatalar oluyordu bazen de konu üzerine fikir alışverişi gerçekleştirme maksadıyla oluyordu. Ama bu konuşmalar tartışmalar o kadar verimli geçiyordu ki sonuçta her iki taraf da kazançlı çıkıyordu.
Peki bu çok verimli gördüğüm ve zevk aldığım içerik üretme veyahut çeviri işlerinden uzaklaşmamın birinci sebebi sosyal medyada meydana gelen değişikliklerdi. Zamanında haber, blog, çeviri, inceleme için kullandığımız günlükler zamanla twitter, facebook, instagram ve youtube gibi platformlara yenik düştü. Buralarda üretilen içerikler etkileşim alınca insanların beğenilme duygularını tatmin etmeye başladı ve böylelikle sosyal medya evrimini tamamlamış oldu.
Ancak daha önce üretilen bir içeriğin üretim aşaması oldukça sancılı olmaktaydı, kitaplardan, dergilerden, daha önce kaleme alınmış olan makalelerden yararlanılmak suretiyle bir içerik ortaya çıkarılıyordu. Söz konusu duruma yönelik Çalınan dikkat kitabında yer alan aşağıdaki bölüme göz atmamızın yerinde olacağı görüşündeyim.
"1690'larda Kanadalı Profesör Marshall McLuhan televizyonun ortaya çıkışının dünyayı görme tarzımızı dönüştürdüğünden bahsetmiş. Çok derin, çok köklü oldukları için söz konusu değişimleri görmenin zor olduğunu söylemişti. Bu fikri "Araç mesajıdır" cümlesiyle özetlemeye çalışmıştı. Bununla kastedilen: Yeni bir teknoloji ortaya çıktığında bunu bir boru gibi düşünüyoruz, birisi borunun ucundan enformasyon döküyor, biz de diğer uçtan o enformasyonu filtresiz olarak alıyoruz. Ama öyle değil aslında. Ortaya çıkan her yeni araç ya da mecra -basılı kitap, televizyon, twitter- ile birlikte gözünüze kendinize özgü renkleri olan yeni bir gözlük takıyorsunuz adeta. Her gözlük dünyayı farklı görmenizi sağlıyor.
Peki sosyal medydadan kaptığımız mesajın ne olduğunu ve basılı kitaplardan kaptığımız mesajdan ne farkı olduğunu düşündürdü bunlar bana. Önce Twitter'ı düşündüm. Twitter'a giriş yaptığınızda o mecra üstünden aldığınız ve takipçilerinize gönderdiğiniz bir mesaj oluyor. Ne gibi bir mesaj bu? Birincisi hiçbir şeye uzun süre odaklanmamalısın. Dünya 280 karakterden oluşan kısa, basit ifadelerle anlaşılabilir ve anlaşılmalı. İkincisi Dünya çabuk yorumlanmalı ve anlaşılmalı. Üçüncüsü: insanların hemen seninle hemfikir olmasından, kullandığın kısa, basit, hızlı ifadelere alkış tutmasından daha önemli bir şey yok. Başarılı ifade bir sürü insanın hemen alkış tuttuğu, bşarısız ifade ise insanların görmezden geldiği ya da ayıpladığı bir ifade. Tweet atarkeni daha herhangi bir şey söylemeden önce, bu üç öncüle katıldığınızı söylemiş oluyorsunuz bir düzeyde. bu gözlükleri takıp dünyaya öyle bakmaya başlıyorsunuz.
Peki ya Facebook? Bu mecranın mesajı ne? Öncelikle şu gibi: Hayatınız başkalarına sergilenmesi için var olan bir şey, her gün arkadaşlarınıza hayatınızın öne çıkan anlarını düzeltilmiş, elden geçirilmiş halleriyle göstermeye çalışmalısınız. İkincisi: önemli olan, insanların dikkatle seçtiğiniz, elde geçirdiğiniz ve işlemek için hayatınızı harcadığınız bu öne çıkan anları hemen beğenip beğenmemesi. Üçüncüsü: Bir kişinin hayatının bu öne çıkan anlarına düzenli olarak bakıyorsanız, o kişi de sizinkilere bakıyorsa "arkadaş"sınız demektir. -arkadaşlığın anlamı budur?-
Peki Instagram? Birincisi: Önemli olan dışarıdan nasıl göründüğünüz. İkincisi: Önemli olan dışarıdan nasıl göründüğünüz. Üçüncüsü Önemli olan dışarıdan nasıl göründüğünüz. Dördüncüsü: nemli olan dışarıdan görüşünüzün insanlar tarafından beğenilip beğenilmediği.
Sosyal medyanın bana kendimi dünyadan ve kendimden bu kadar kopuk hissettirmesinin başlıca nedenlerinden birinin ne olduğunu fark ettim. Bu fikirlerin -Söz konusu mecralara ilişkin mesajların- hepsi yanlış bence. Twitter'ı düşünelim. Dünya aslında karmaşık bir yer. Bu karmaşıklığı doğru düzgün yansıtabilmek için genellikle tek bir şeye ciddi bir süre odaklanmamız ve uzun uzadıya konuşacak bir alanınız olması gerekiyor. Söylemeye değer şeylerin çok azı 280 karakterle açıklanabilir. Bir düşünceye hemen yanıt verdiğinizde, konunun geneli hakkında yıllar boyunca biriktirdiğiniz bir deneyim olmadığı takdirde, yüzeysel ve yavan olacak muhtemelen bu yanıt. İnsanların sizinle hemen hemfikir olması da söylediğiniz şeyin doğru veya haklı olduğunun göstergesi değil -kendi aklınızı kullanmanız- gerekiyor. Gerçekliği doğru dürüst anlamanın tek yolu Twitter'ın verdiği mesajların tam aksini benimsemekten geçiyor. Dünya karmaşık bir yer ve anlaşılması için odaklanma gerekiyor; yavaş yavaş düşünülmesi ve kavranması gerekiyor; en önemlisi de, doğrular ilk ifade edildiklerinde rağbet görmezler. Kendi hayatımda Twitter'da -takipçi sayısı ve retweet'len bakımından- en başarılı olduğum zamanların insan olarak en işe taramaz olduğum zamanlara karşılık geldiğini farkettim: Dikkat eksikliği çektiğim, basite kaçtığım, iğneleyici olduğum zamanlardı bunlar. Sitede ufak tefek içgörülere rastladığınız da oluyor elbette enformasyon edinmenin hakim biçimi bu olduğunda, düşünmenizin niteliğinin hızla düştüğüne inanıyorum-
Aynısı Instagram için de geçerli. Herkes gibi ben de güzel insanlara bakmayı seviyorum. Ama hayatın esasen bu yüzeylerle -baklavalarınız- ya da bikiniyle nasıl göründüğünüz konusunda onay almakla- ilgili olduğunu düşünmek mutsuzluğa davetiye çıkarmak oluyor. Facebook'taki etkileşimlerimizin büyük kısmı için de geçerli bu. Başka birinin fotoğraflarını, şişinmelerini, yakınmalarını gıptayla inceleyip durmak, onlardan da bunu yapmalarını beklemek arkadaşlık değil ki. Arkadaşlık birbirinin gözünün içine bakmak, dünyada birlikte bir şeyler yapmak, sonu gelmeyen kahkahalar, kucaklaşmalar, neşe keder, dans demek. Facebook'un zamanınızı kof arkadaşlık paradileriyle doldurması sizi tüm bunlardan yoksun bırakıyor genellikle.
Tüm bunları düşündükten sonra sahildeki evimin duvarına yaslayıp durduğum basılı kitaplara geri dönüyorum. Basılı kitap mecrasında görümü olan mesaj ne acaba, diye düşünüyorum. Kitap mecrasının bize basılı sözcüklerin ilettiği anlamdan önce söylediği şeyler var. Birincisi, hayatın karmaşık olduğunu, hayatı anlamak istiyorsanız derin düşünmeye önemli bir zaman ayırmanız gerektiğini söylüyor. Yavaşlamanız gerektiğini. İkincisi, diğer kaygıları bir kenara bırakıp cümle cümle, sayfa sayfa dikkatinizi tek bir şeye vermenin kıymetli olduğunu söylüyor. Üçüncüsü, diğer insanların nasıl yaşadığı, zihinlerinin nasıl çalıştığı hakkında derinlemesine düşünmenin önemli olduğunu söylüyor. Sizin gibi onların da karmaşık dünyaları olduğunu."
Uzun bir zamandır kullanmakta olduğum sosyal medya platformları ile ilgili rahatsızlığım üst düzeye ulaşmış durumda. Bu platformların kullanım maksadının insanların bilgilerini, görgülerini, gezdikleri yerlerde yaşadıklarını öğrendiklerini paylaşmanın dışına çıkmış herkes birbirine nispet edercesine paylaşımda bulunuyor bunu da maharet olduğunu düşünerek yapıyorlar. Onun için bu alanlardaki varlığımı en aza indirmek için çalışmalar yapmaktayım. Ne kadar başarılı olacağımı zaman gösterecek